Ruhr Veliler Birliği - ELTERNVEREIN RUHR e.V.
  Aydınlanmada Tanrı...
 

AYDINLANMADA TANRIYI AKIL, MANTIK VE BİLİMDE ARAMAK

 

Prof. Dr. Levent Seçer

10.08.2009

 

Modernizmin alt yapısının hazırlayıcısı olarak da bilinen,15-16. yüzyılları kapsayan ve bütün Avrupa'da ortaçağdan çıkış hareketi olarak değerlendirilen ve dünyada tüm değişimlerin adını yansıtan resim olarak gösterilen Rönesans, din ve devlet işleri başta olduğu gibi, bilimde ve sanatta yapılan radikal reformlarla18.yüzyılda ortaya çıkan aydınlanma felsefesine de kaynak olmuş.

 

Düşüncenin özünde aklın rehberliği ve eğemenliğindeki bir dünyada, toplumlar ve insanlar arasındaki kaynaşmalarda, değerlerin yeniden gösterilmesi insanlaştırılmış yapılanmanın yaşanırlılığı noktasında ve bu düşünceye dayalı gelişen hümanizim ise adı geçen çağın tamamlayıcılığını gösterir durumundadır. Genel olarak 1688 İngiliz devrimi ve 1789 Fransız devrimi arasındaki benzerlik bu döneme rastlar.

 

Dini, insanlığın gelişiminin önündeki en büyük engel olarak gören bazı aydınlar çağın hümanizm, ateizm, akılcılık, ilerlemecilik, iyimserlik ve evrenselcilik gibi eğilimleri bulunan ve temelinde insanları bilginin ışığıyla aydınlatarak, insan aklının, evrenin işleyişini kendi dünyasının içindeki yerinin adını koyarak, doğa yasaları dışındaki her bir şeyi yeniden kurma ihtiyacından ortaya çıkan toplumsal hareket bağnazlık ortaçağın kapanmasına da sebep olmuştur.

 

Modernizim açılımındaki önemli gelişmelerle Türkiye ne zaman tanıştı ve buradan yola çıkarak ülkedeki değişimselliğin etkileri nelerdi?

Atatürk'ün, çağdaşlık ve aydınlık düşüncenin Türkiye üzerindeki kalıcı etkisinin ülkenin tüm kesimlerinde yaşanır hale gelmesindeki çalışmalarını nasıl inkar edebiliriz? ''Ben size akıl ve bilimi miras olarak bırakıyorum'' dediğinden geçen zamana baktığımızda, ülkenin bu değerlerden ve modernizim aydınlanmasının gerçeğinden ne kadar uzakta kaldığını nasıl göremiyoruz acaba? Dinle bilimi karşı karşıya bırakmanın da sıkıntılarını bu ülke hala yaşıyor ve tüm olumsuzlukları da zaman içinde yaşayacak. Dinle bilimi bu çatışmanın ötesinde, siyasal çıkarların içinde bırakmanın da sıkıntıları bu ülkeye çok zarar verecek. Bunu şu anki sisteme hakim olanlar (AKP) zihniyeti çok iyi biliyor aslında.

 

Değişim adına yansıltılan tüm gerçekler de inandırıcılıktan çok uzakta.  Aydınlanmanın çok gerisinde bırakılan bir toplum yaratmanın

bedelini elbette sistemi oluşturanlar değil, kendi sistem anlayışlarının içinde bıraktıkları toplum yaşayacak. Hume, Bacon, Hobbes ve Locke gibi İngiliz empristler ile Leibinz ve Kant gibi Alman idealist düşünürlerin dünyanın aydınlanmasındaki önemli katkılarını unutmamalıyız. Voltaire, Helvetius, D'Alembert, Diderot, Rousseau, D'Holbach gibi düşünürlerin, deizm, etik, politika, epistemoloji, din, materyalizm, varlık, ilerlemecilik gibi kavramlar konusunda, toplumun yeniden inşası yönündeki düşüncelerini, ilerlemenin insanlığın bu modernizim gerçeği içinde yaşamasının öneminde, yaşanır hale getirilmesi, kullanılması, değerlendirilmesi gerçeğini hala kavrayamamanın sıkıntısını yaşıyor bu toplum. Türkiye bu gerçeğin çok gerilerinde kalmış ama bu kimsenin umurunda değil.

 

Fransız aydınlanması düşünürlerin en önemlisi sayılan Voltaire, ''İnsanlığın önüne akıl dinini koymalısınız'' derken anlatmak istediği buydu aslında. İnsanların inaçlarını akılla birleştirebilseydik, bugün inanç duygularını siyasallaştırarak bunu kendi sistemlerinin getirisi adına kullananlara karşı akıllı bir toplum yaratmış olurduk. Tüm değişimlerin akıl ve bilimden, çağdaşlıktan, Atatürk felsefesinin hediye ettiği çağdaş devrimlerin değişmez modeli olan Cumhuriyetten, bu toplumu uzakta tutanlara karşı mücadele edebilecek güçte farklı bir toplum yaratabilirdik.

 

Şimdi aydınların, düşünürlerin, yazarların, topluma yön veren sanatçıların bile korku içinde yaşadığı bir ülke olmazdık. ''Herkes haddini bilecek bu ülkede'' diye kendi toplumuna karşı korku veren bir tarzda konuşan bir Başbakan olmazdı. Bunun adı şimdi korku toplumu değilde nedir?. Yarattığınız korkuyu tüm zamanlarda hisseden bir ülkede, nasıl olurda siz aydınlığın adı olan modernizmi konuşabilirsiniz?

 

Dünyada Rönesans etkileşimin gerçeğini savunan bir diğer bilim insanı da Hume'dir. Hume Voltaire'nin Tanrıda mantığın ve aklın önemini anlattığı dönemde, dünya aydınlanmasına çok önemli katkılarda bulunmuş yazılar yazmıştır. Hume ''Tanrı var olmasaydı eğer, insanları yaşadıkları dünyada tanıyamazdık, yollarını bulamazlardı,var olan Tanrıyı yine onu yaşanır halde bırakan bizleriz''.

 

Önceleri Tanrıyı akıl olarak tanımlayan Hume, Tanrı ve aklın beraberliğini savunan bir düşünürdü. ''Aklımın bana verdiği huzurla şimdi rahatım, yoksa avukatımın, terzimin, hizmetcimin beni soyduklarını ve hatta karımın beni boynuzladığını düşünmek bile istemiyorum''. Tanrıdan korkmak işte burada kendini ortaya çıkarıyor. Tanrı var olan bir güç, ama bunu mantık ve aklılla birleştirebilirsek kendi toplumumuzu her türlü geri kalmışlığın dışında, bağnazlığın, gericiliğin, tehlikelerinden de kurtarmış oluruz.

 

Toplumu yönetenler burada çok iyi gördükleri boşluğu, tıpkı Karl Marx'ın ''dini afyon olarak kullanan toplumu kendi adına yönlendirebilirsin' 'mantığından yola çıkarak, şimdi Türkiye'nin içinde yaşadığı görüntüyü oluşturmada başarılı oldular. Adının ''Ilımlı islam'' olacağını savundukları modelin Türkiye'ye geri kalmışlıkta neler getireceğini şimdiden görebilmek mümkün. Çağdaş değişim adına bu ülkede değişen hiç bir şey olmayacağı aşikar. Şu anda bunları yazıyor olmanın korkusunu bile yaşamak mı dersiniz, bu da bana asla korku vermiyor, ve düşünmenin yazılıyor olmasında yaşanacak sıkıntıları ben her zaman kendi toplumum adına yaşayabileceğim en huzur verici acı olarak görmekteyim.

 

Tanrıyı her zaman kendi siyasal amaçlarının getirisinde kullananlara karşı, toplumla bunları paylaşmamda bana her zaman huzur vermektedir. Tanrıyı gerçekten yaşanırlılığın saygınlığın inanç duyarlılığının içinde kullanabilseydik, bu gün aydınlığın uzantısındaki mantık ve akılsal değişimin ülkeye neler kazandıracağı gerçeğini çok iyi görebilirdik.

 

Türkiye şu günlerde içinde yaşadığı tüm siyasal oluşumların getirisinde modernizmin yansımalarını hala yaşıyor olamamanın gerçeğini ne zaman yakalayacak acaba? Voltaire ve Hume'nin bile zaman zaman zorlandıkları değişimselliğin sonucunda Tanrıyı akıl ve mantığın içinde birlikte kullanmanın, değerlendirmenin, işlemenin ve inançların özüne koymanın sonrasında ortaya çıkacak gerçeği, kendi toplumunuz içinde yaratıcı olabilmek adına verebilirseniz, işte gerçekten aydın çağdaş bir topluma sahip olabilirsiniz. Yeterki Tanrıyı ve inançları burada akıl ve mantıkla ve de bilimselliğin getirisindeki etkileşimle kullanabilmenin ne kadar önemli olduğu gerçeğini unutmayalım.

 

 
 
Geolokalisierung