Ruhr Veliler Birliği - ELTERNVEREIN RUHR e.V.
  Unutulmayan kadınlar...
 

Unutulmayan Kadınlar: Türkan Saylan ve Hypatia
hazırlayan: Ali Sak




           

  Türkan Saylan                              Hypatia                                  

 
Birisi İstanbul doğumlu, Türkan Saylan (d 13.12.1935 – ö 18.05.2009); diğeri ise Iskenderiye doğumlu, Hypatia (d 370 – ö 415). Her ikisi de tarihin en etkileyici kadınlarından biriydi. Ölümden korkmayan, hayatlarını bilime, eğitime ve insanlık uğruna adamış iki kadın. Birisi tıp doktoru, yazar ve eğitim gönüllüsü; diğeri ise matematikçi, filozof ve astronom. Adlarını ebediyen tarihe yazdıracak kadar zeki ve etkileyici olan unutulmayacak iki kadın.

Filozof Theon’un kızı olan Hypatia, gerek edebiyat gerekse bilim dalında zamanın filozoflarının çok önündeydi. Filozoflar bilgeliği seven kişilerdir (philos= sevgi, sophia=bilgelik). Oysa Hypatia sadece bilgeliği seven kişi değil, aynı zamanda insanlığı seven bir kişiydi ve düşündüklerini söylemekten de çekinmezdi. Zamanın şairlerinden Palladas ona olan hayranlığını şu dizelerle dile getiriyordu.

  

Seni görebilmek, duyabilmek için…

Önünde diz çöküp hürmetlerimi sunuyorum.

Sohpetini dinleyebilmek, sanatını anlayabilmek için…

Gözlemlediğin yıldızlara bakıyorum.

Ey bilimin parlayan yıldızı ulu Hypatia.

 

 





Hypatia


F
akat bu güzel, güzel olduğu kadar da zeki ve hoş sohpet olan kadın zamanın siyasi entrikaları ve iftiraları nedeniyle “fanatik dinciler” tarafından vahşice öldürülüyor. Hypatia’ya atılan iftira ise zamanın başpiskoposu ile hükümdarın arasını açmak. Bu nedenle bazı fanatik hiristiyanlar onu izlemeye   alıyor. Bir gün Hypatia ders verdiği Platon-Okulundan evine dönerken fanatikler onu faytondan indirip Kaisarion kilisesine götürüyor. Güzel Hypatia burada çırılçıplak soyulup taşlanarak öldürülüyor. Bu vahşet de yetmiyor. Öldükten sonra gövdesi parçalanıyor, etleri kemiklerden ayrılıyor ve akabinde parçalar halinde Kinaron’a götürülüp orada yakılıyor.

  


 

 Gerek Türkan Saylan, gerekse Hypatia yerleşik düzeni bozmakla suçlanıyorlar. Her ikisi de zamanın siyasi entrikaları nedeniyle bir takım „dinci fanatikler“ tarafından iftiraya uğrayıp “linç” ediliyorlar.
 
Türkan Saylan hiristiyan misyonerliği ve PKK ile işbirliğiyle suçlandı. Bu konuda sahte ve uyduruk belgeler üretildi ve bu sahte belgeler pervasızca, bazı sözde basın tarafından yayınlandı. Bunun da ötesinde, Türkan Saylan müslüman düşmanlığı, burs verilen çocukları dininden ve kültüründen koparma gibi iftiralara maruz kaldı. Ve en önemlisi, Türkan Saylan darbecilikle suçlandı. Oysa Türkan Saylan, “ne darbe istiyoruz, ne şeriat” söylemiyle nerede durduğunu ve olduğunu kesin bir dille belirttiği halde, belirli bir kesimin sürekli gözetimi altındaydı; gözleniyor ve dinleniyordu.

   

Vakit Gazetesi, kanser tedavisi gören Türkan Saylan'a çirkin bir saldırıda bulunmuştu. Saldırgan yorum ve haberleriyle tepki çeken Vakit Gazetesi kanser tedavisi gören Türkan Saylan'la ilgili çirkin bir yazıya şu şekilde yer vermişti: "Hayatını örtü düşmanlığına adadı" diyen Vakit, kemoterapi gördüğü için saçları dökülen Saylan'a bel altından vurdu: Gazete birinci sayfadan verdiği başka bir haberinde de Türkan Saylan için “Söverken turp gibiydi” ifadelerini kullanarak çirkin saldırılarını sürdürdü. Haberde, “Sabih Kanadoğlu’na ‘Cumhuriyet Ödülü’ veren ve turp gibi sağlıklı görünen ÇYDD Başkanı Türkan Saylan Ergenekon’un 12. Dalgası sebebiyle televizyonlara ağır hasta görüntüsü vermişti” ifadeleri kullanıldı.

 

Fakat Türkan Saylan, ona atılan iftiralara rağmen, yaptıkları “çirkefliğe” Allah’ı da alet edenlere rağmen, hastalığına sevinenlere rağmen, sabahın alacakaranlığında evindeki “aşk mektuplarına varana kadar” incelenirken bile, pencerede durup halkına gülümseyerek sanki  güneş umuttan şimdi doğar” der gibi sevenlerini teselli ediyordu.


Sen rahat uyu…

Mekanın cennet olsun, sen rahat uyu.

Gözün arkada kalmasın, sen rahat uyu.

19 mayısta seni uğurlasak da…

Aynı gün nice güneşler doğdu, sen rahat uyu.

 


 

 

 
 
Geolokalisierung